18 Eyl 2021

Malzemeci Amca

Tüm Mühendislik Ders Notları

MELİK FERİDUN DENGİZEK ile Mühendislik Üzerine

MELİK FERİDUN DENGİZEK ile röportaj; KARDEMİR makine mühendisi, Karabük üniversitesi imalat mühendisliği öğretim üyesi Hocam sitenizi inceledik, Almanya’da çalışmışsınız. Türkiye ve Almanya’da ki mühendislerin farkı nedir?

MELİK FERİDUN DENGİZEK ile röportaj


KARDEMİR makine mühendisi, Karabük üniversitesi imalat mühendisliği öğretim üyesi


Hocam sitenizi inceledik, Almanya’da çalışmışsınız. Türkiye ve Almanya’da ki mühendislerin farkı nedir? 1. Dünya Savaşında yenilen Almanya, 2. Dünya Savaşında da yenildi. Bu yenilgilerin üzerine Almanya şu an da mühendisliğin kalesi durumunda. Bunu nasıl başardılar?

-Şimdi öncelikli olarak Almanya’da bir alt yapı vardı. Yani savaşlar sanayileri tahrip edebilir, fabrikaları yıkabilir ama o ülkede birikmiş bilgi birikimini insan birikimi yok edemez. Nitekim bunlar eski mevcut birikimlerinin üzerinden çok hızlı bir şekilde gelişmeyi sağlaya bildiler. Sanayi tok edilebilir ama bilgi yok edilemez. Zaten bilginin en önemli tarafı bu. Bu şekilde cevaplayabilirim. Yani onlar zaten çok gelişmiş bir mühendislik alt yapısına sahiptirler. Einstein ler falan hep Almanya’dan çıkmadır. Mühendisliğin temelinde de bilim vardır. Bilim köklü bir şekilde varsa o bilimin üzerine mühendisliği kurmak çok daha kolay olur. En önemli sebebi bu.

Almanya’da ki mühendislik bilimi ile Türkiye’de ki mühendislik biliminin farklı olduğu konusunda hemfikiriz. O halde bu farklılığın temelinde, Almanya’da ki eğitimin daha bilimsel işlenmiş olması mı yatar hocam?


Evet kesinlikle! Zaten Türkiye’de ki mühendisliğin tarihi çok yeni. Gerçi İslam Dünyasından çıkmış çok büyük mühendislerde var. Onlardan bir tanesinide sitemde yayınladım. Bahsini etmiş olduğum bu mühendislikler. Da Vinci’nin de ötesinde dâhiler. Ama ne yazık ki ülkemiz belli bir süre sonrada bir fetret dönemine girdi, bilgi donanımı anlamında. Ve bunları kaybettik. Uzaklaştık bilimden. Ülkemiz için büyük bir sorun oldu. Ama inşallah siz gençlerle bundan sonra daha çok ilerleyecek. Buna inanıyorum! Türkiye’de ki ilk mühendislik okulu 1773’te kuruldu. O dönemler ‘MÜHENDİSHANE-İ BAHRİ HÜMAYÜN’ adı altında bir mühendislik okulu kuruldu.

Nerede kurulduğu hakkında bilgi verebilir misiniz hocam?


İstanbul’da. 5-10 kişilik, İmparatorluk Deniz Mühendishanesi adıyla kuruldu. Tabi ki orada başlayan bir mühendislik tarihi var. Ama yılda en fazla 5-10 kişi mezun veriyordu. Cumhuriyet dönemimin ilk yıllarında bile mezun sayısı yılda 15-20 kişiyi geçmiyordu.

Peki bu 15-20 kişi mezun olduktan sonra saraya mı bağlı kalıyorlardı?


Hayır saraya değil. O gün ki denizcilik hizmetleri için diyelim ki toplar, gemi dümeni mekanizmaları ve benzeri yerlerde kullanılmak üzere mühendislik çalışmaları yapıyorlardı. 1926 yıllarında gelindiğinde bunlar yüksek mühendislik okullarına dönüştürülüyordu. Hatta Karabük Demir Çelik Fabrikası kurulacağı zaman memlekette mühendis bulamıyorlardı. Staj için gönderilmesi gereken 25 kişiden bile koskoca ülkede 15 kişi bulabiliyorlardı. Ve bunların yurt dışına gönderilebilmesi için Bakanlar Kurulu’ndan kararname çıkarılıyordu. Düşünebiliyor musunuz? Tam adamlar gidecekken, o zamanki mühendisler Nafiye Bakanlığının izin vermemesi nedeniyle yurt dışına çıkamıyorlardı. O dönem ki Nafiye Bakanlığının şimdi ki Bayındırlık Bakanlığı olduğunu ifade edebiliriz tabi. Devam edecek olursak, o dönem ki Nafiye Bakanlığı bu talebe itiraz ediyor tabi. Bunlar benim elemanlarım gönderemezsiniz diye. Üç tane mühendisi gönderemiyorlar. Gönderdikleri mühendislerin yerine koyacak adam bulamıyorlar. Ama 12 kişi gönderiyorlar neticesinde. Düşünsenize mühendis yetersizliğinden dışarıya bilim insanlarımız gönderemiyoruz o dönemde! Ancak bugün öyle değil.

Konumuzu biraz daha farklı bir alana çekecek olursak, tekniker ve mühendis arasındaki temel farklılıklardan bahsetmek ister misiniz?


Öncelikle her şey bilimin üzerine kuruluyor, bunu belirtelim. Eğer bilimsel bir alt yapı varsa, bu bilimsel temelden mühendislik oluşturulabiliyor. Mesela elektrik motorunun icadı ya da telefonun icadı bir mühendisliktir. Ama onların gündelik hayatta ki gidişatı ve gündelik hayata uygulanması bir teknoloji yansımasıdır.

Başka bir ifadeyle, bilimsel verilerle elde edilmiş mühendisliğin günlük hayatta kullanabileceğimiz araçlara dönüştürülmesi bir teknolojidir. Diyelim ki teknolojik bir makine parçası ürettiniz, o halde bu parçanın üretilmesi için gerekli olan şeyler de tekniktir elbette. Örneğin imalat yöntemleri kalıplama yöntemleri (sacdan kıvırıp mı yapacaksın, yoksa dökecek misin?) gibi uygulamalar imalat teknikleridir. Yani teknoloji mühendislikten yararlanılarak günlük hayatta kullanılabilecek pratik araçlar üretmek olarak tanımlanabilir. Teknik ise bunların hayata sokulabilmesi için kullanılan yöntemlerdir. Motor bir mühendislik ürünü ise, mesela motorun çamaşır makinesi olarak kullanılması ya da vinçte kullanılması bir teknolojidir diyebiliriz.


O halde mühendisliğin temelinde ‘bilim vardır’ diyebilir miyiz?


Tabi ki motor yapılmadan önce elektrik bulundu, aşama aşama elektrik bulunmamış olsaydı veya manyetizmayla elektriğin birlikteliğinin bir devinim olduğu anlaşılmış olmasaydı motor üretilemezdi. Toparlayacak olursak; temelde bilim, daha sonra mühendislik ve ardından mühendisliğin uygulandığı teknoloji ve teknoloji için yapılması gereken yöntemler de teknik olarak adlandırılabilir.

Peki o zaman şu tespite bulunabilir miyiz hocam: ‘Mühendis bilimi kullanır, tekniker bilimi kullanmaz’


Evet, bulunabiliriz tabi! Mühendisliği besleyen bilimdir. Teknolojiyi besleyen mühendisliktir. Teknik de bu teknolojiyi besleyen yöntemlerdir. Teknoloji, bilimi besler ve teknik ise her alanda uygulanabilir yöntemleri kapsar.

Mühendislik için ‘Termodinamiğin’ öneminden bahsetmek ister misiniz?


Termodinamik ısının dinamiği anlamına geliyor. Bugün kullandığımız dizel benzinli motorlar termodinamiğin ortaya çıkardığı prensipler üzerine kurulmuştur.

Üniversiteler toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için doğmuştur. Günümüzde her sene on binlerce mühendis mezun veriyoruz. Peki, Türkiye’nin buna ihtiyacı var mı gerçekten? Ya da bu kadar çok mühendis kaliteli bir şekilde mi yetişiyor hocam?


Öncelikle üniversiteli olmak hem sosyal hem de siyasal alanda nitelikli düşünmenizi sağlayacaktır. Üniversite hem kendi alanınızla ilgili bilgiler veriyor hem de hangi bilgi nerede bulunur ve nerede kullanılır bunu öğretiyor. Olaya sayı açısından bakmak doğru olmaz diye düşünüyorum. Çünkü, her birey kendini yetiştirmek için burada bulunuyor. Üniversite sadece sizi belirli alanlara sokacak anahtardır. Gelecekle ilgili önünüze çıkacak sorun ve olaylar sizin belirleyeceğiniz durumlardır.

Sizce teknoloji ve mühendislik fakülteleri arasında ki farklar nelerdir?
Çünkü; bu iki fakülte de hemen aynı mesleğe yönelik mezun veriyor. Düşüncelerinizi paylaşır mısınız?


Esasında mühendislik fakültelerinin temelinde makine, kimya, elektrik, elektronik, metalürji ve malzeme ile fizik yatmaktadır. Teknoloji fakültelerinde ise otomotiv ve polimer gibi bölümler yer alır. Teknoloji fakülteleri daha sığ bilgileri içerir, bu nedenle geniş bir düzlemden olaylara yaklaşmak zorundadır.

Hocam Almanya’da belirli bir süre kalmışsınız. Orada edinmiş olduğunuz deneyimlerinize dayanarak, üniversite-sanayi iş birliğinin nasıl olması gerektiğini açıklar mısınız?


Şimdi, Almanya’da fabrikada çalışanların bir kısmı okullarda okuyan insanlar tabi. Onlara ‘ airbaid schule ’ deniyordu.
İşçi ve formen yetiştiren okullarda hem okuyor hem çalışıyorlar. Mühendis değil de teknoloji uzmanı oluyorlar. Tabi Türkiye’de böyle bir sistem yok. Umarım ileride böyle bir sistem gelişir. Burada mühendislik öğrencileri de vardır ama benim gördüklerim airbaid schule dedikleri öğrencilerdi.
Sitenizi inceledik hocam. Toronto kütüphanesinde ki paylaşımlarınız oldukça değerli olduğu kanaatindeyiz. Bu verimli çalışmalarınızdan dolayı size teşekkür ediyoruz.

Bu bağlamda, Avrupa’da 8. ve 9. yüzyıllarda bilim henüz gelişmemişken İslam Dünyası bilim adına ileri seviyedeydi. Ancak İslam Dünyasının günümüz itibari ile Avrupa’dan çok geride olduğunu görüyoruz. Bunun sebebi nedir?


8.ve 9. yy da İslam Dünyası, İslam konusunda bakış açısı olarak çok geniş bir yelpazeye sahipti. Kur’an ‘a daha geniş ve daha özgürlükçü açıdan bakıyorlardı. Ancak daha sonra Suudi Arabistan’da çıkan tekfirci gruplar nedeniyle İslam Dünyası gerilemeye başladı. Allah Kur’an’da akla mantığa vurgu yapıyor. Kur’an’da yüz-yüz yirmi yerde ‘HİÇ AKIL ETMEZ MİSİNİZ’ diyor. Ne yazık ki bir mühlet sonra akla önem verenlerin yerini dogmatik, Kur’an’da yer almayan, yalan yanlış bilgiler aktarılmaya başlanıyor. İşte bu durum bizi bilimden geri bırakmıştır! Özellikle 13. Ve 14. yy dan sonra tamamen bilimden koptuk. Bugün İslam dünyası acınası ve hiç hak etmediği bir yerde. Ama biz 8. 9. ve 10. Yy da, Avrupa karanlık çağı yaşarken, bizler bugün ki medeniyetin tohumlarını attık. Burdan yola çıkarak bilimin temellerinde İslam bilim insanlarının olduğu açıktır. Örneğin İbn-i Cabir ve İbn-i Heysem ışık-optik konusunda çalışmalar yapan bilim insanlarıdır.


Bu söyleşiden dolayı değerli hocamız M. Feridun DENGİZEK’e teşekkürü bir borç biliriz.
www.mühendslikbilgileri.com Sitesinden hocamızın çalışmalarını takip edebilirsiniz.